İlk olarak Rus bilim adamı Elie Metchikoff tarafından 1900’lu yılların başında Kafkaslarda yaşayan Bulgar çiftçilerin fermente süt ürünleri tüketimi sonucu daha sağlıklı ve uzun ömürlü oldukları bunun nedeni de bu ürünlerde bulunan çubuk şeklindeki bakterilerin (Lactobacillus spp) barsak mikrobiyotasındaki dengesini iyileştirerek hayvanların konak hücresini etkileyen gıda takviyelerinde yaşayan mikrobiyal canlılardır. 1965 yılında Lily ve Stillwell tarafından tanımlanan probiyotik kelimesi Latince “pro” ve “bios”köklerinden türetilmiş ve “yaşam için”anlamına gelmektedir. Probiyotikler konakçının sağlığına yararlı olan sindirim kanalı mikroorganizmalarıdır.

Probiyotikler; intestinal sistemin mikrobiyel dengesini düzenleyerek konakçı sağlığı üzerinde yararlı etkileri olan, canlı mikrobiyel gıda katkılarıdır.Fermente süt ürünleri;turşu,çiğ sucuk,ekmek,bira,şarap,kimiz ve kefir probiyotiklerden zengin gıda maddeleridir.Probiyotik ürün denildiğinde ise;içerisinde konakçı sağlığı üzerinde olumlu etkileri olan mikroorganizmaları içeren çeşitli enzim,vitamin ve aroma bileşenleri ile desteklenerek direkt kapsül veya tablet haline getirilmiş diyet destekçiler anlaşılmaktadır

Piyasada bulunan probiyotik ürünler:

  • Fermente süt ürünlerinde kültür veya ilave edilmiş şekilde:
  • Yoğurt
  • Fermente süt
  • Peynir
  • Ayran
  • Tereyağ
  • Bebek süt veya mamasında
  • Meyve sularına ilave edilmiş şekilde
  • Dondurmada
  • Margarinlerde
  • İlaç kapsüllerinde
  • Kaşelerde toz şeklinde

 

Bağırsak bakterileri insan sağlığı ve metabolizmasına katkıda bulunur; İnsan bağırsağında yararlı ve zararlı bakteriler arasında hassas bir denge vardır. Stres, aşırı alkol tüketimi, seyahatlar, sinirsel yorgunluk, antibiyotik kullanımı, bağırsak ameliyatları, dengesiz beslenme, malinite gibi durumlarda bağırsak florasının dengesi bozulur. Bu dengenin bozulması çeşitli bağırsak ve bağırsak dışı hastalıkların ortaya çıkmasına neden olur.Probiyotikler; patojen ve toksijenik olmaması, Gastrointestinal sistem (GİS) boyunca canlılıklarını sağlayan düşük pH, safra tuzları ve pankreatik enzimlere dirençli olmalarıdır. Probiyotikler; mukoza yüzeyindeki reseptörlere bağlanabilme, immün modülasyonun sağlanması, patojenlerin reseptörlere tutunmasına engel olması, hasar görmüş mukozanın iyileştirilmesi ve kısa süreli kolonizasyonun uzatılmasında etkilidir.

Bifidobakterilerin probiyotik açıdan önemi şu şekilde özetlenebilir;

Protein metabolizmasının iyileşmesi:

Bifidobakteriler fosfoprotein fosfataz aktivitesine sahip olduklarından insan sütünde bulunan a-kazeini parçalayabilmekte ve böylece süt proteinlerinin absorbsiyonuna katkıda bulunmaktadır.

Vitamin metabolizmasının iyileştirilmesi:

Yaşa bağlı olarak sağlıklı insanların bağırsak sisteminde baskın olarak bulunan bifidobakteriler, B1, B2, B6, B12 vitaminleri ve ayrıca nikotinik asit ve folik asit üretmektedirler.

Böbrek rahatsızlıklarını giderme:

Bifidobakterilerin böbrek rahatsızlıklarını iyileştirme ve kan amonyak düzeyini azaltma nedenleri şunlardır;

  • Bifidobakteriler tarafından amonyağın bir nitrojen kaynağı olarak kullanılması,
  • Amonyak ve amin üreten bakterilerin gelişiminin önlenmesi,
  • Bifidobakteriler tarafından üretilen organik asitlerle bağırsak pH’ sinin düşmesiyle iyonik koşulların oluşması ve amonyak düzeyinin azalması,
  • Bifidobakterilerin alifatik aminler, hidrojen sülfit veya nitritler oluşturamamasıdır.

Bağışıklık sistemini aktifleştirme etkileri:

  • Bifidobakterilerin değişik immunolojik fonksiyonlarının; mitojenik,makrofaj ve antikor üretimini teşvik etme ve antitümör etkilerinin olduğu bildirilmiştir.

Laktoz kullanımın iyileşmesi:

  • Laktoz intoleransı insanların ince bağırsağında ß-galaktozidaz veya laktaz enzimi yeterli miktarda bulunmadığından laktoz hidrolize olmamakta ve sonuçta karın ağrısı, kramp ve ishale neden olmaktadır. Bifidobakteriler ß-galaktozidaz enzimini salgıladıklarından laktozun sindirilmesini iyileştirmektedir.

İshal ve kabızlığı önlenmesi:

Bifidobakteriler tarafından üretilen organik asitlerin bağırsağın peristaltik hareketini teşvik ettiği ve normal bağırsak hareketine yardımcı olduğu sanılmaktadır.Ayrıca, Guarner ve

Malagelda araştırmacılar tarafından yapılan çalışmada, kabızlık çeken hastaların, bifidobakteri içeren süt ve ürünlerini tüketmeleri durumunda bağırsak hareketinde bir iyileşme olduğu ve dışkıda su miktarının arttığı tespit edilmiştir.Bununla birlikte, antibiyotik kullanımı esnasında bağırsaklarda Clostridium’ larin artmasıyla Clostridium toksinine bağlı olarak ishal görülebilir.Yapılan araştırmalarda bifidobakterilerin Clostridium’ ları ve toksinini inhibe edebildiği gözlenmiştir. Ayrıca, endüstrileşmiş toplumlarda rotavirus başlıca akut ishal nedenidir. Akut viral ishallerde probiyotikler; bozulan bağırsak florasının iyileştirilmesi yönündeki etkinliği bildirilmiştir. Etkinliği saptanan suşlar arasında L. rhamnosus GG, Lactobacillus reuteri, Lactobacillus casei ve Bifidobacterium lactis sayılabilir.Bu yazımdan anlaşılacağı üzere kefirin hayatımızdaki yeri azımsanmayacak kadar çoktur.GİS yani ağızdan başlayıp kalınbarsağa kadar süregelen bir sistem olup diyetisyeniniz tarafından diyetinizde verdiği porsiyon kadar kefir tükettiğinizde sizde mevcut olan sistemik hastalığınızı en aza indirmenize yardımcı olur ve başka hastalıkların çıkmasına engel olur.Probiyotikler diyetisyeninizin önerisi üzerine  8 hafta devamlı kullanıldıktan sonra 1 hafta ara verilip tekrar devam edilmelidir.

 

 

 

Yazar Hakkında

1991 yılında Konya' da doğdum.İlk ve ortaöğretimi Özel Diltaş Koleji'nde tamamladıktan sonra geri kalan eğitimimi Ankara'da devam ettim.2014 yılı Başkent Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik bölümü'nden mezun oldum.Mesleğine aşık biriyim.İnsanlara yararlı olduğumu gördükçe mesleğime sımsıkı sarılıyorum.Stajyerken gönüllü olarak birkaç hastanede çalıştım.Çeşitli konularda(talasemi hastalarında beslenme durumunun saptanması,ülser hastalığında probiyotik kullanımının etkisi,böbrek taşlarında beslenmenin önemi,besin alerjisi ve intoleransı vb.) seminerler hazırlayıp sundum.Gezmeyi dolaşmayı yeni yerler keşfetmeyi sevdiğim gibi gittiğim yerlerin yemeklerini de öğrenip menülerimde yer vermeyi severim. Hastalıklarda Diyet Tedavisinin Klinik Uygulamalara Yansıması Sempozyumu, Onkoloji Diyetisyenliği Kursu, 3. Ulusal Sağlıklı Yaşam Sempozyumu, Kardiyoloji Diyetisyenliği Kursu, Çocuk Hastalıklarında Beslenme Sempozyumu, Temel Nütrisyon Güz Kursuna ve ilk 1000 gün anne bebek beslenmesine katılıp sertifika aldım ve Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi ve Ankara Başkent Üniversitesi Hastanesi Tip 2 Diyabet Hastalarında Görülen Kronik Hastalıkların Belirlenmesine Yönelik Araştırması yaptım.Poster sunumumu da 1-5 Yaş Çocuğu Olan Annenin Beslenme Bilgi Düzeyinin Saptanması Araştırması üzerine yaptım.2015 yılında Başkent Üniversitesinde tezli yüksek lisansa başladım ve halen devam etmekteyim.Türkiye Diyetisyenler Derneği üyesiyim.

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.